Cihanbeyli / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Cihanbeyli’nin ilk adı Esbikeşan’dır. Daha sonraları “İnevi” adını almış ve uzun yıllar İnevi adını taşımıştır.
Esbikeşan İlçesi ilçelikten bucaklığa, bucaklıktan ilçeliğe çok kez yer değiştirmiştir.
Böğrüdelik Köyüne Cambegli Aşireti yerleşir. Böğrüdelik 1928 yılında ilçe merkezi olur. Cihanbeyli de “Mürseli Efendi” Nahiyesi adını alarak bu ilçeye bağlanır. 1929 yılında Böğrüdelik’ten ilçelik kaldırılır, Mürseli Efendi Bucağı ilçe olur. Böğrüdelik’te bulunan Cambeyli Aşiretinin adına uygun olarak Mürseli Efendi adı Cihanbeyli’ye dönüştürülür.
Yeni kurulan ilçeye Kulu Köyü, Altınekin ve Yeniceoba Bucakları bağlanır. Daha sonra 1954 yılında Kulu, 1987 yılında da Altınekin ilçe merkezi durumuna getirilerek Cihanbeyli’den ayrılmışlardır.
Cihanbeyli, İç Anadolu Bölgesinin orta kısımlarına düşer. Bağlı olduğu Konya İlinin 100 km. kuzeyinde, Tuz Gölünün batısındadır.
Cihanbeyli kuzeye doğru uzanan Konya Ovasının devamı gibidir. İlçenin bulunduğu kesimler geniş yayla özelliği gösterir. Ova-yayla özellikleri Ankara’ya doğru Kulu İlçesi komşusunu da alarak sürer.
Ovaların deniz yüzeyinden yüksekliği genellikle 950 ile 1000 metre arasındadır. Yayla kısımlarının deniz seviyesinden yükseklikleri 1000 metreyi aşar.
Önemli tepesi, güneyde bulunan Bozdağ’dır. Yüksekliği 1150 m’yi bulur. Cihanbeyli’nin doğusunda Tuz gölü ve Aksaray İli, batısında Sarayönü ve Yunak İlçeleri, güneyinde Altınekin İlçesi, kuzeyinde Kulu İlçesi ile Haymana İlçeleri vardır.
Yörenin tek akarsuyu İnsuyu Çayıdır. Tersishan (Tersakan), Süt Gölü, Acı Göl ve Adil Göl, başlıca gölleridir.

Beyşehir / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Beyşehir, güney ve batısında Toros sıra dağları, doğusunda Erenler, kuzeyinden Sultan Dağları ile çevrili bir kapalı havza durumundadır.
Bu havzaya ortasındaki 651 km2′ lik alandaki Beyşehir Gölü ayrı bir özellik vermektedir. Güney ve batısındaki Toros dağları muhtelif isimler altında bir yelpaze gibi açılırlar. Kartos, Dedegöl, Dumanlı ve Naldöken tepeleri belli başlı silsilelerdir. En yüksek yeri Anamas dağları üzerinde bulunan 2890 m. yüksekliğindeki Dippoyraz Tepesi’dir.
Gölün tesiri ile bölge iklim yönünden etkilenmekte, gölden uzaklaştıkca Orta Anadolu iklim şartları kendisini hissettirmektedir. Göl civarı, çam, sedir, ardıç, köknar ve meşe ağaçları ile orman halindedir.
İlçenin iklimi Akdeniz ve İçanadolu İklimi arasında iklim olup, yazları kısa ve serin, kurak, kışları ise soğuk geçmektedir.
Beyşehir Kalesi : Beyşehir Kalesi, gölün güney doğu köşesinde eski Beyşehir Çayının şimdiki kanal köprüsünün yakınındadır. Kalenin bir kapısı ile bilhassa göl etrafındaki bazı duvar kalıntıları kalmıştır.

Görülmeli-Gezilmeli
Eşrefoğlu Camii: Camii kale ile sarıldığı için içeri şehir denilen yerde ve aynı adı taşıyan mahallededir. Cami kuzeyden güneye doğru uzanmış dikdörtgen bir plan üzerine yapılmıştır. Kuzey kapısından başka doğuya ve batıya birer kapısı açılır. Yapıda bir çeşit kumlu taş kullanılmıştır. Selçuklu Hakanı Sultan Sancar’ın emri ile 1134 yılında yaptırılmış, Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından 1297 yılında bugünkü şekliyle yeniden inşa ettirilmiştir.
Eşrefoğlu Türbesi: Camiinin doğusundadır. Eşrefoğlu 1.Süleyman Bey de buraya gömülmüştür.
İçeri Şehir Hamamı : Hamam içeri şehirdedir. Hamam Selçuklu Hamam mimarisinin günümüze ulaşabilen güzel bir örneğidir.
Bedesten : Hamamın karşısındadır. 1451 yılında Osmanlılar tarafından kapalı çarşı olarak yaptırılmıştır.
Eflatunpınar (Hitit Çeşmesi) : M.Ö. 1300-1200 yılları arasında yapılmış kutsal bir Hitit anıtıdır. Lahit taşına işlenen tanrı kabartmaları ile süslüdür. 7 metre eninde 4 metre yüksekliğinde bu abide 14 muazzam taştan ibarettir.
Fasıllar Köyü : Beyşehir’in 18 km. doğusundadır. Bizans devrine ait bir çok eserleri kapsayan Misthia Kenti Harebeleri buradadır. Bunlardan ayrı Hitit-Roma ve Bizans devirlerine ait eserler vardır. Burada Hitit Anıtı, Likypanus Anıtı, Bereket Anıtı ve Dieskuhlar adlı anıtlar da bulunmaktadır.
Kubadabat Sarayı : Kubadabat Sarayı Beyşehir’in batısında ve Beyşehir Gölünün güneyinde Gölyaka Köyünün 1.5 km. kuzeyinde sahildedir. Yazın Beyşehir Gölünün güneyinde her çeşit vasıtı ile gidilebilir. Beyşehir’e uzaklığı 60 km.dir. 1. Alaaddin Keykubat tarafından inşa ettirilmiştir.
Kız Kulesi : Kubadabat karşısında göl içerisinde bir kaya üzerine Alaaddin Keykubat tarafından harem dairesi olarak inşa ettirilmiştir.

Akşehir / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Akşehir Sultan Dağları’nın kuzeydoğu eteklerinde, adını almış olan göle yukarıdan bakan, sırtını ormana yaslamış sevimli bir şehir.
Verimli ovalarında yetişen ürünler ve dağ eteklerinde biten vişne ile ana uğraşısı tarım olan şehir güzelliğini, her tür sanayi emaresinden uzak kalmış olmaya borçlu. Akşehir’i sevimli kılan tek etken coğrafi yapısı ve temiz havası değil; tablonun güzelleşmesinde bu doğal manzumeye yıpranmış güzellikleriyle eşlik eden cami, mescid, kilise ve hamamların ve özellikle eski Akşehir evlerinin paha biçilmez bir katkısı var.
Çoğu 90 yaşında olan Akşehir evleri arasında 150’lik eski tüfeklere rastlamak bile mümkün. Dar bir sokağın iki yanı boyunca, sohbet eden kafadarlar gibi dizilmiş evler insanda fısıltıları duyma arzusu uyandırıyor. Yoldan geçen bir at arabasıyla ya da annesinin çağrısına karşılık veren bir çocuğun sesiyle aydığımız şimdiki zaman, eski bir zamanı yaşama arzusunda olan muhayyileyi mağlup etmese, yarı baygın saatlerce gezilebilir bu evler âlemi. Neyse ki günlük yaşamın alışılmış seslerine cumbalı, iki katlı, toprak damlı Türk evlerinin arasına dışa dönük usluplarıyla serpilmiş Rum evlerinin uyandırdığı tecessüs var…
Klasik Türk mimarisindeki en önemli faktör dış duvarların iki-üç metre yükseklikte olması ve bir iç avlunun bulunması. İç avluda genelde mutfak, kiler ve eğer ev sahibinin bir atı varsa onu bağlayıp besleyebileceği bir bölüm bulunuyor. Merdivenle orta sofa, yan sofa gibi bölümlere geçilebiliyor. Konuklar için ayrılmış misafir odası, gelin odası, kaynana odası, yemek odası ve ayrıca toprak damlara çıkılmasını sağlayan bir geçiş bulunuyor. Damlar Türk evlerinde olabildiğince düz. Dam birtakım sebze ve meyvenin kurutulması, bazı kışlıkların hazırlanması için birebir. Alt katlardaki içe dönük yapı üst katlara çıkıldığında değişiyor, cumba faktörü yapıya elinizi uzatsanız karşı komşunuzla temasa geçebileceğiniz bir yakınlık kazandırıyor.

Orta Hamam’dan Gavur Hamamı’na kadar olan Çınar Caddesi’nde Rum evleri göze çarpıyor. Rum evlerinde ise genelikle demir ve taş yapı malzemesi kullanılıyor, özellikle pencereler taş şöveli. Kaldırımdan eve açılan ensiz kapılar Rum evlerinde yok. Rum yapılarında bir buçuk iki metrelik bir merdiven aracılığıyla giriliyor eve. Türk evlerinde kiler vs. olarak kullanılan bölümler Rum evlerinde dükkan olarak iş görmüş. Bu bölümler kadınların el işlerini, oyalarını satabileceği şekilde tasarlanmış hatta kepenklerle zenginleştirilmiş, ticari faaliyet alanına dönüştürülmüş. Türk evlerinde ise böyle bir şey yok, Türklerde ticari faaliyet bir merkezde toplandığı ve evlere sirayet etmediği için olsa gerek…

Akşehir evlerinin en önemli özelliği işlevsel olmaları. “En mühimi kullanışlı olması” demiş tok, işbilir bir ses. Akşehir evlerinin özel bir mimari üslup olarak öne çıkmasında Ermeni ustaların katkısı büyük. Yaşlılar demir ve ahşap üzerine çalışan ustaların genellikle gayrimüslim olduğunu söylüyor. Türk ustaların bir kısmı da onlar tarafından yetiştirilmiş. Nitekim iki anlayış, iki üslup arasında yaklaşımlar/etkileşimler olmuş. Mesela banyo için odanın yüklük duvarında bulunan gusülhane Müslüman olmayan Rumların evlerinde de bulunuyor. Bu sadece Akşehir’de karşılaşılan bir durum. Öte yandan taş ve demir aslında Rum evlerine özgü bir malzeme iken bu malzemelerin kimi Türk evlerinde de kullanıldığı göze çarpıyor. Akşehir’de Türklerle yıllarca iç içe ve dost olarak yaşamış Rumlar 70- 80 yıl önceki süreçte Güneydoğu’daki Ermeni olayları meydana geldiğinde bir korkuya kapılarak Akşehir’i terketmişler. Kaldıkları süre içinde pek çok evin yanısıra kilise, papazevi, hamam inşa etmiş olan Rumların gitmesi Akşehir yerlisini de üzmüş; Akşehir yaşlıları ağlaşarak ayrıldıklarını dün gibi hatırlıyorlar. Zemin açısından sağlam olmayan Akşehir’in eski ustaları bugünün mimarlarından daha ferasetli bir kararla evleri inşa ederken çeşitli önlemler almışlar. Bağdadi yapı denilen ahşap kirişleri ve ahşap kolanları birbirine bağlayan çapraz taşıyıcı sistemler kullanmışlar.

Akşehir yerlisi eski evleri terketmiş ve çok katlı binalara taşınmış durumda. Evlerde bugün ikamet edenler ise çevre köylerden Akşehir’e göç edenler.Çok katlı binalar yapılırken surların büyük bir kısmı yıkılıp hafriyat olarak atılmış. Eski Akşehir’i sınırlandıran sur hakkında bugün çok fazla şey bilinmiyor. Bilinmeyenlere bugün artık Akşehir’de olmayan tarihi değerleri kaybetmiş olmanın acısı ekleniyor. Akşehir’in ulu kişilerinden Seyyid Mahmud Hayrani’nin türbesi yerinde; ama sandukası kayıp. Akşehir’e bağlı eski adı Maruf olan köyde bulunan İbrahim Sultan Veli türbesindeki sandukanın yerinde de yeller esiyor; onun nerede olduğu belli, sanduka şu an Bern’de bulunuyor.

Yıldırım Bayezid’in öldüğü yer…
Akşehir halen yaşanan ve yaşayan evleriyle tarihi bir şenlik gibi sunuyor; ama bunun geçici ve aldatıcı bir hal olduğunu hatırlamanız uzun sürmüyor. Ferruh Şah Mescidi kulağınızı çekiveriyor hemen. “Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi”… Değil, ölüm de var kısrak seslerinin arasında, hem de cevvalliği, atılımcı ruhu ve gözüpekliği ile kendisini bize daha ortaokul sıralarındayken sevdirmiş bir padişahın ölümü bu. Kendi dininden bir hükümdara, Timur’a esir düştükten sonra, bunu gururuna yediremeyip yüzüğündeki zehiri içerek intihar eden Yıldırım Bayezid’in trajik ölümü… Burada olmuş olay, o zamanlar zindan olarak kullanılan ve Yıldırım Bayezid’in esaretine tanık olan Ferruh Şah Mescidi’nde… Bugün çatısında otlar bitmiş, yalnız bırakılmış bir yapı Ferruh Şah Mescidi, gövdesi acısına ayna gibi, susmaktan taşa dönmüş, misafirini göz göre göre ölüme teslim etmiş bir ev sahibinin kederli hali geziniyor otlarının arasında…

Evliya Çelebi’nin el yazısı
Akşehir, Nasreddin Hoca’yla özdeşleşmiş bir kent. Ama şehrin en görkemli camilerinden İmaret Camii’nde bulunan iki iz Türk tarihinde en az Nasreddin Hoca kadar önemli olan bir ismin, Evliya Çelebi’nin buraya uğradığını belgelemekle kalmıyor, Evliya Çelebi’nin bugün halen okunaklı olan el yazısını görme imkanı da veriyor. İmaret Camii’nin girişinde soldan birinci sütunun tunç bileziğinde bulunan bu el yazısının sebeb-i hikmeti ise 1638’de Bağdad Seferine çıkan IV. Murad’ın Akşehir’e de uğradığını ve burada 20 gün kaldığını belgelemek… Şöyle tercüme ediliyor yazı: “Fakir, Mehmed Sultan Murad Han -Tanrı kendisini teyid etsin- askerleriyle beraber buraya geldi. Bunu 1048 yılı Muharreminin 26. günü yazdı.” İkinci yazı daha detay bir bilgiyi içeriyor; “Yirmi gün oturak olmuştur”. İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre İmaret Camii’nin bileziğindeki iki kitabe Akşehir’in sivil kervanlar ve ordular için uğrak ve konak yeri olduğunu gösteriyor. Akşehir kendisini gezip görmek isteyenlere gerek coğrafi güzelliği gerekse Nasreddin Hoca’nın türbesinden başlayan, karakteristik evleriyle devam eden, Taş Medrese’si, Ferruh Şah Mescid’i, 100 yıllık Yukarı Hamam’ı, 15.yy.’dan kalma Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi, Taceddin Tekkesi ve Türbesi, kilisesi ile tatmin edici bir manzume olarak duruyor, bekliyor; orada, Anadolu’nun batısında…

Sarayönü / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Kuruluş hakkındaki tarihi bilgilere göre Sarayönü’nün güney batısında bulunan Saiteli ile güneyindeki Ladik Dağlarının eteğinde kurulmuş olan Bozok (Öziçi) ili adı ile bilinen iki kasaba halkının; oturdukları yerler Haçlı ordusunun geçiş yolu üzerinde olmasından bu ordunun yağmasından kurtulmak istediler.
Bu sebeble inlerin bulunduğu, bugünkü Yukarı Mahalle denilen yere göç ettiler. İşte bu yüzden kasabalarından göç edip inlere yerleşenler Sarayönü’nün kuruluşunda öncü olmuşlardır.

Tolabası adı ile anılan bu inlerin o zamanlar hem sığınak hem de mesken olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. İlçenin ismi bu inlere bağlanır. Büyüklüğü, konforu ve kullanışlı olması bakımından saraya benzetilen bu inlerden dolayı buraya SARAYİNİ denmiştir. Bu isim zamanla “Sarayönü” biçiminde kullanılır olmuştur.

Kuzeyinde Cihanbeyli, batı’dan Kadınhanı, doğudan Konya İli, güneyden Ladik Dağları ile sınırlıdır. Bölgemizde yüzey şekilleri bakımından bir sadelik göze çarpar. İlçemiz toprakları Cihanbeyli platosunun güney uzantısındaki düzlükler üzerinde bulunmaktadır. İlçemiz güneyden Batı Torosların bir uzantısı olan Sultan Dağları ve Ladik Dağları ile çevrilmiştir.

Ladik tipi halıcılık başta Ladik Kasabası olmak üzere Sarayönü merkez ve diğer köylerde el tezgahları vasıtasıyla halkın önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır.

Meke Gölü / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Konya’nın Karapınar ilçesi Türkiye’nin tahıl ambarı olarak biliniyor. Ama aslında burada Türkiye’nin en ilginç jeolojik oluşumlarından biri var: Meke Gölü ve çevresi.
Meke krater gölü, Konya’ya 101, Karapınar ilçe merkezine 8 kilometre uzaklıkta. Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 1989 yılında birinci derecede doğal sit alanı ilan ettiği alanda içiçe iki krater gölü bulunuyor. Bölge ilginç coğrafi oluşumlarıyla Sakarmeke, Çamurcun, Yeşilbaş, Angıt, Kızılbacak, Uzunbacak, Kızkuşu, Kuyruksallayan, Kuyrukkakan ve Delicedoğan gibi kuş türlerine ev sahipliği yapıyor.

Zamanla o da suyla dolarak ikinci bir göle dönüşmüş. Deniz seviyesinden 981 metre yükseklikteki Meke Gölü’nün ortasında bulunan ve su seviyesinden 50 metre yükseklikteki volkan konisinde bulunan ikinci göl 25 metre derinlikte. Adayı oluşturan volkanik kütlenin yapısı, en şiddetli yağmurları bile hemen emecek yapıda. Volkanik patlamaların yarattığı garip tepeler, göller ve çukurlarla kaplı bu ilginç yeryüzü parçasını mutlaka görmelisiniz.
Bölgede gölün harika manzarasından başka İvriz’i de ziyaret edebilirsiniz. Tuvana kralı Varpulovas tarafından M.Ö. 8. yüzyılda yaptırılan geç Hitit dönemine ait kabartmayı mutlaka ziyaret edin. Burası aynı zamanda kiraz, fındık ve üzümüyle de ünlü bir bölge.

Emirgazi / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Hititlerden kalma Eski Kışla diye adlandırılan yerleşim merkezi üzerinde bulunan Kale ve Yeraltı şehrinden Romalılar ve Bizanslılar faydalanmışlardır.
Rivayetlere göre bu yerleşim merkezindeki ve Bağlıca Köyündeki halk 5 asır kadar önce dağlara bir kısmı Arısama Dağındaki Kale’ye, bir kısmı da şimdiki Emirgazi’nin kurulu olduğu yere yerleşmişlerdir.

İlçenin yaklaşık 2 km kuzeyinde yer alan ve “Kötü Dağ” ismiyle anılan dağ, üzerinde bir kale mevcut olup, kale ve çevresindeki yerleşim yerlerinde eski zamanlarda yapılan kaçak kazılar sonucu; Hitit, Firigya, Roma ve Bizans Uygarlıklarının daha önce bu yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
İlçe adını, 2 km. güney doğusundaki “Emrullah Gazi” Türbesinden almıştır. İlçemiz Emirgazi, il merkezine l40 km. mesafede bulunmaktadır. Doğusunda Niğde ili, Güneyinde Ereğli İlçesi, Batısında Karapınar İlçesi ve Kuzeyinde Aksaray İli vardır.
Emirgazi ilçesi İçanadolu’nun en az yağış alan bölgesidir. Ayrıca akarsu veya gölet gibi herhangi bir yerüstü su kaynağına sahip değildir. Arazi, bazı bölümlerde engebeli ise de genelde ovalıktır ve bozkırlarla kaplıdır. İlçenin tek ormanlık alanı güney bölümdeki Karacadağ’da bulunan meşeliklerdir.

Hadim / Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Daha çok Akdeniz iklimi hakim. Gezmek için en uygun zaman ilkbahar ve yaz ayları.
Görülmeli
Astra antik şehri ve Yerköprü Şelalesi görülmeli.

Astra
Astra antik kenti Hadim´e yaklaşık 8 km uzaklıkta bulunuyor. Basilika, Zeus Tapınağı, Odeon ve taş ocakları en önemli görülecekler arasında bulunuyor.

Yerköprü Şelalesi
Yerköprü şelalesinin deri ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Hadim´e yaklaşık km uzaklıktaki 9. kilometresindeki Bademli´de bulunmakta.

Etkinlikler
Hadimi Hazretleri´ni Anma Günü: 4-12 Eylül
Hadim Bağbozumu Şenlikleri: 18-20 Eylül

Konya

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Konya
0 Comments
Yüzölçümü olarak Türkiye’nin en büyük toprak arazisine sahip olan Konya, ovası ile gerçekten de Türkiye´nin doğal tahil silosu.
Genel
Yüzölçümü olarak Türkiye’nin en büyük toprak arazisine sahip olan Konya, ovası ile gerçekten de Türkiye´nin doğal tahil silosu. Tarih boyunca mistik bir şehir olan Konya´yı günümüzde Mevlana Müzesi ve diğer özellikleriyle turizmimizin önemli merkezlerinden.
Görülmeli
Halı ile ilgiliyseniz yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi olan elde dokunan Simav Zerafet Halıları ilginizi çekebilir.

Ziyaret etmeden geçilemeyecek yerler
Kale Çamlığı, Huğlu, Karaburun ve Kızılören Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Meram Bağları, Ilgın Kaplıcası, İvriz Kaya Kabartması, Beyşehir Kalesi, Akmanastır, Hagia Eleni Kilisesi , Sırçalı Medrese, Tacül Vezir Medresesi ve Türbesi, İnce Minareli Medrese, Ali Gav, Küçük Karatay, Karatay ve İsmail Aka (Taş Medrese) Medreseleri, Has Bey ve Nasuh Bey Darülhuffazları, Seydişehir Muallimhanesi, İplikçi Camisi ve Medresesi, Sadreddin Konevi Camisi ve Türbesi, Alaeddin Dursunoğlu, Selimiye, Kapı, Aziziye, Eşrefoğlu ve Pir Hüseyin Camileri, Sahip Ata , Karabaş Veli ve Lala Mustafa Paşa Külliyeleri, Akşehir ve Ereğli Ulucamileri, Mevlana Türbesi ve Dergâhı , Nasreddin Hoca Türbesi , Taş Mescit, Sırçalı Mescit, Karatay, Tahir ile Zühre, Altunkalem, Güdük Minare ve Küçük Ayasofya Mescitleri, Yusuf Ağa Kitaplığı, Kubadabad Sarayı, Seyyid Mahmud Hayran ve Şeyh Şahabeddin Zaviyeleri, Kızılviran, Sultan, Zazadin, Horozlu, Kadın, İshaklı ve Kuruçeşme Hanları, Rüstem Paşa Kervansarayı, Konya Arkeoloji, Karatay Çini Eserleri, Konya Taş ve Ahşap Eserleri, Konya Mezar Anıtları, Atatürk Evi ve Kültür, Konya Etnografya, Konya Mevlana, Koyunoğlu, Akşehir Taş Eserler, Akşehir, Atatürk ve Etnografya, Ereğli Müzeleri

Konya Höyükleri
Yaklaşık 40 yıldır kazılar yapılan çatalhöyük ve (diğer iki höyük) Konya’ya gidildiğinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biridir. Konya’nın Çumra İlçesi sınırlarında olan bu höyük’te yapılan çalışmalar sonucunda 13 yapı katı açığa çıkartılmıştır.

Kilistra: Konya’nın Kapadokyası
Kilistra Antik kenti M.S. 7. y.y’da Kapodokya benzeri yumuşak kayaların oyulması ile bir çok kaya yerleşmesi oluşturulmuştur. 1998 yılında giderleri il özel idare müdürlüğü tarafından karşılanmak üzere Konya Müze Müdürlüğü adına yapılan kurtarma kazısı çalışmalarında, Haç Planlı Şapel, Sümbül Kilise, Büyük Su Sarnıcı ve Şırahanelerde temizlik, restorasyon, çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Dünyadaki ilk manastırlar
Sille, Konya merkezinin 8 kilometre kuzeybatısındadır. O dönemde keşişler, kayaları oyarak yapmışlardır ve dünyadaki ilk manastırlardandır.

Mevlana Müzesi
Höşgörünün, farklı kültürlere, başka inançlara saygınının simgesi olan Mevlana Müzesi ve Türbesi bu çağda özellikle ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri.

Alaadin Camii
Kentin merkezinde Alaeddin Tepesi üzerinde. Anadolu Selçuklu mimarisinin Konya’daki en büyük ve eski camisi. Zaman içinde sürekli değişme ve eklerle günümüze ulaşan yapı 12. yüzyıl ortalarına ait. İki renk taş ve mermerden taçkapı, çinili mihrap, çini mozaik süslemeli kubbe ve abanoz minber, yapının önemli bölümlerinden.

İplikçi Camii
Alaeddin Caddesi üzerinde yer alan yapı Şemseddin Altun Apa tarafindan yaptırıldı. Caminin mihrabi gök mermerden yapılmış. Mevlâna Celaleddin Rumi burada ders verdi.

Sahip Ata Külliyesi
Mescit, hanigâh, türbe ve hamamdan oluşuyor. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1258-1283 yılları arasında yaptırıldı.

Şerafettin Camii
Şeyh Şerafettin tarafından yapılan cami 1336 yılında yıkılarak Çavuşoglu Mehmet Bey tarafindan yeniden yaptırıldı. Gövdesi kesme taştan bir kubbe ile örtülü. Mermer işlemeli minber ve mihrabi sanat eseri olarak göz dolduruyor.

Selimiye Camii
Mevlâna Türbesi’nin yanında yer alan caminin yapımına 1558 yılında, Sultan 2. Selim’in şehzadeligi döneminde başlandı. Caminin inşası 1587’de tamamlandı. Mimarı belli olmayan caminin kareye yakın dikdörtgen planı ve kubbeleri, Sinan’ın bazı yapıtlarını andırıyor.

Aziziye Camii
Mustafa Paşa’nın 1676’da yaptırdığı ilk yapı yanınca Abdülaziz ve annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın yardımlarıyla 1875 yılında restore edildi. Caminin tüm cephelerinde zengin süslemeler bulunuyor. Cami Türbe Caddesi’nde.

Sırçalı Medrese
Anadolu’daki çinili medreselerin en önemlilerinden. Medresenin yapım tarihi 1242. Gazi Alemşah Mahallesi’nde yer alıyor.

Hasbel Darul Hafzl
Karamanoglu 2. Mehmet zamanında Haci Hasbey oğlu Mehmet Bey tarafından 1421 yılında yaptırıldı. Yüksek bir kubbe ile örtülü yapı, tuğladan ve kare planlı. Içerisinde çinilerle süslü bir de mihrap bulunuyor. Gazi Alemşah Mahallesi´nde.

Ne Yenir?
Konya Mutfağı , mutfak mimarisi, araç gereçleri, yemek çeşitleri, pişirme yöntemleri, sofra düzenleri, servis usulleri, kış için hazırlanan yiyecekleriyle kendine özgü bir mutfak ve bu mutfakla ilgili inanılmaz zenginlikte bir mutfak kültürü meydana getirmiştir. Konya Mutfağı’nın en ilgi çekici özelliği kurallaşmış davet yemekleridir. Aşçı Takımı denilen düğün pilavı, davet yemeklerinin en güzeli ‘kara yemek takımı’ belli yemeklerden oluşur ve bu davetlere gidildiğinde hangi yemeklerin yenileceği bellidir. Komşu kaldırmaları, çetnevir, soğukluk sofraları, tandıra bütün kuzunun asılmasıyla hazırlanan ‘çebiç’ olarak adlandırılan ziyafet sofrası yemekleri, Arabaşı ve ‘peşmani’ çekilen gece misafir sofraları da genellikle bilinen yemeklerden oluşur.

Bamya Çorbası
Orta Anadolu’da da yapılan bamya çorbası Konya’da klasik menülerde ara yemeği olarak önem arz eder. Konya’da pilav ve kara yemek takımında ekşi olduğu için tatlıdan sonra verilerek ikinci tertip yemeklerin yenmesi için iştah açar.

Çebiç
Çebiç, Konya ziyafet sofralarının en muhteşem olanıdır. Çebiç ziyafetine sabahtan gidilir, kahvaltıda kuzunun ciğeri ızgara yapılarak sunulur. Tandırda pişen kuzu öğlen yemeğinde bulgur pilavı üzerine konarak sunulur. Konyalı gurmelerin söylediğine göre en lezzetli çebiç Eylül ayında yapılır çünkü kuzular bu ayda en uygun olgunluktadır.

İklim
Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk geçen karasal iklim yöreye hakim. En sıcak dönemi Temmuz ayı.

Etkinlik
Mevlâna’yı Anma Törenleri: 10-17 Aralık