Zonguldak

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Zonguldak
0 Comments
İlin henüz ışığa çıkmamış tarihi ve arkeolojik eserleri, ören yerleri önemli bir kültür turizmi potansiyeline sahiptir.
Bu potansiyelin tarihsel çevresini oluşturan Kdz.Ereğli (Herakleia Pontike), Hisarönü (Teion) sadece tarihe değil, mitolojiye de konu olmuştur.

Antik Kentler :
İl sınırları içinde bulunan en önemli antik kentler Kdz.Ereğli (Herakleia Pontike) ve Filyos (Teion)’dur. MÖ VI. yüzyılda Frig soyundan gelen Mariandinlerce kurulan ve önemli bir ticari iskele (emperion) durumunda olan Kdz.Ereğli adını Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herkül’den (Herakles) almıştır. Kent Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde de önemini korumuştur. Cehennemağzı Mağaraları’nın bulunduğu Acheron Vadisi Ören yeri başta olmak üzere, Hellen, Roma, Bizans ve Osmanlılar döneminin ürünleri olan sur kalıntıları, Ereğli kalesi, Herakles (Herkül) sarayı, Çeştepe fener kulesi, Bizans su sarnıcı, Krispos anıt mezarı, Bizans kilisesi, Ayasofya kilisesi ve Halil Paşa konağı yörenin önemli tarihsel kalıntılarıdır. (Kültür bölümünde ayrıntılı olarak verilmiştir.)

İlin diğer antik kenti durumundaki Filyos ise antik dönemde Teion (ya da Tion) olarak bilinmektedir. Yöredeki kalıntılar Hellenistik, Roma, Bizans ve Ceneviz dönemi izlerini taşır. Antik liman, kale, su kemerleri, açık hava tiyatrosu ve kilise kalıntıları bu dönemlerden kalan tarihsel/kültürel mirastır.

Deniz Turizmi :
Plajlar, Doğal Kumsallar :
İlin sahip olduğu yaklaşık 80 km’lik kıyı şeridi boyunca çok sayıda doğal plaj ve kumsal bulunmaktadır. Doğu yönünden itibaren Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk, Kdz.Ereğli, Mevreke, Alaplı ve Kocaman mevkiileri yaz boyunca yöre halkının akın ettiği kumsallardır. Bunlardan, Filyos, Kapuz, Ilıksu, Ereğli Askeri plajı, Ereğli Belediye Plajı, ERDEMİR Plajı ve Alaplı Belediye Plajı duş, kabin, WC, büfe, ilkyardım gibi ünitelere sahip plajlardır.

Çağlayanlar :
Merkez Kokaksu mevkiinde bulunan Harmankaya, Kozlu beldesinde Değirmenağzı ve Kdz.Ereğli’de Güneşli Şelaleleri ilin en önemli çağlayanları olup, trekking amaçlı olarak kullanılmaktadır.

İnanç Turizmi
Kdz.Ereğli ilçesinde bulunan Cehennemağzı Mağaraları, sahip olduğu mitolojik ve dinsel geçmiş nedeniyle İnanç Turizmi kapsamında değerlendirilmektedir. Antik dönemin Acheron Vadisi üzerinde bulunan ve yanyana üç mağaradan oluşan Cehennemağzı Mağaraları,Yunan mitolojisinin güç tanrısı Herakles (Herkül)’in Cehennem Köpeği Kerberus’u kaçırmak üzere Ölüler Ülkesi (Hades)’ne indiği yerdir. Bu mağaralardan Kilise Mağarası olarak adlandırılan bölümün, ilk Hristiyanlarca gizli ibadet yeri olarak kullanıldığı da bilinmektedir. Mağara içinde sütunlar, sütun başlıkları, mozaik döşeme ve kandil yuvaları bulunmaktadır. Cehennemağzı Mağaralarının antik çağın iki önemli kehanet merkezinden biri olduğu da bilinmektedir. Diğeri ise Yunanistan’ın Delphoi kentindedir.

Kongre Turizmi
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi’nce 1978 yılından bu yana düzenlenmekte olan “Türkiye Kömür Kongresi” İlimizde yapılmaktadır. Kömür madenciliğinde bilim ve pratik deneyimin kaynaştırılmasını amaçlayan bu kongre kapsamında, arama, değerlendirme, işletme, zenginleştirme, enerji politikaları ve çevre sorunları ele alınmaktadır.

Eko Turizm
Yayla Turizmi :
Zonguldak Alaplı ilçesi Gümeli beldesi yakınlarındaki Bölüklü Yayla, gerek halen yöre halkınca yürütülen yaylacılık geleneğiyle, gerekse yayla turizmi için uygun potansiyeliyle bu anlamda değerlendirilmesi Zonguldak Valiliğince gündeme alımıştır.

Foto Safari :
Zonguldak, su + yetil kombinasyonu yönünden oldukça zengin bir ildir. Orman alanları, akarsu boyları, mağaraları, vb. doğal güzellikler foto safari için uygun yerlerdir. Bostandüzü, Göldağı, 100.Yıl ormaniçi dinlenme alanları; Harmankaya, Güneşli, Değirmenağzı dereleri ve şelaleleri; Gökgöl, Sofular, Kızılelma, Cumayanı mağaraları; Bölüklü Yayla, Bacaklı Yayla gibi alanlar foto safari yapmak isteyenler için eşsiz güzelliklere sahiptir.

Botanik (Bitki İnceleme) Turizmi :
İl topraklarının büyük bir bölümünün ormanlarla kaplı olması nedeniyle, yöre ormanaltı bitkisi ve endemik yönünden de oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bu konuda yapılan araştırmalara göre, ilde ana toprağı Zonguldak olan 51 çeşit endemik bitki bulunmaktadır. Bu biyolojik çeşitliliğin turizm alanında kullanılması amacıyla, Bakacakkadı 100.Yıl Hizmet Köyü bünyesinde bir Bitki Müzesi kurulması için Valiliğimizce proje hazırlanmıştır.

Mağara Turizmi :
İl Turizm Müdürlüğünün 1994 yılında başlattığı Mağaraların Turizm Amaçlı Kullanımı Projesi çerçevesinde, öncelikle İlimiz merkezinde bulunan Gökgöl Mağarası ele alınmış, kullanım projeleri hazırlanmıştır ve proje Zonguldak İl Özel İdaresince ihale edilerek tamamlanma aşamasındadır.

Zonguldak’ta bulunan mağaraların hemen hemen tümü aktiftir. Bu mağaraların içinde eşsiz güzellikte dikit, sarkıt ve traverten gibi jeolojik oluşumların yanı sıra, akarsu ya da göl gibi sulara da rastlanmaktadır.

Kdz.Ereğli ilçesinde bulunan Cehennemağzı Mağaraları da İnanç Turizmi kapsamında değerlendirilmek turizme açılmıştır.

Zonguldakta ayrıca uzunlukları 1000 metrenin üzerinde olan 7 mağara daha bulunmaktadır. Bunlar; Kızılelma (6250 m), Cumayanı (1085 m), Erçek (1200 m), Sofular (1500 m), Ilıksu (1000 m), İnağzı (1400 m) ve Çayırköy (1300 m) mağaralarıdır. Bu mağaralar da halen bilimsel araştırma ve sportif amaçlı geziler için kullanılmaktadır.

Sportif Amaçlı Olta Balıkçılığı :
Deniz ya da akarsularda yapılan olta balıkçılığı, İlimizde daha çok boş zaman faaliyeti olarak gerçekleştirilmektedir. Başta Karadeniz’de olmak üzere, Ulutan Baraj Gölü, Kızılcapınar Baraj Gölü ile Filyos Irmağı, Devrek Çayı, Gülüç Çayı ve Alaplı Çayı olta balıkçılarının rağbet ettiği başlıca yerlerdir.

Dağ Doğa Yürüyüşü :
Dağlık ve ormanlık bir alandan oluşan Zonguldak coğrafyasında yükseltiler 2000 metreyi aşmamaktadır. Dört mevsim yeşil kalabilen, aralarında küçük akarsu ve köyler olan bu dağlık alanlarda yürüyüş yapmak ve dinlenmek için, özellikle hafta sonlarında, yöre sakinleri doğaya koşmaktadır. Alaplı’da Bacaklı Yayla, Bölüklü Yayla ve Kız Kulağı Yaylası, Merkezde Göldağı, Esenlik, Beycuma Yayla Mevkii, Devrek’de Bostandüzü, Dirgine Vadisi ve Yedigöller, Gökçebey’de Pamukdüzü Mevkii dağ doğa yürüyüşü yapmak isteyenlerin en fazla ilgi gösterdiği noktalardır. Ayrıca, Harmankaya, Güneşli ve Değirmenağzı şelalelerinin bulunduğu doğal güzergah da, trekking amaçlı gezilerde ilk akla gelen yerlerdir.

Yozgat

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Yozgat
0 Comments
Bölge topraklarına tarih boyunca Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans ve Anadolu Selçukluları hükmetmiş en son olarak da Osmanlılar ve ardından Türkiye Cumhuriyeti hakimiyetine girmiştir.
Görülmeli
Alisar Höyüğü görülmeli. Yöreye özgü Testi kebabını da tavsiye ederiz.Yozgat il sınırları içindeki antik yerleşimler arasında Kerkenez Harabeleri, Büyüknefes-Tavium antik kenti sayılabilir.
Çeşka Kalası Yeraltı Şehri, Behramşah Kalesi, Alişar Höyüğü, Karabıyık köprüsü, Yozgat il sınırları içinde görülebilecek tarihi kalıntılar olarak sayılabilir.

Tarihi Yapılar:
Kentte görülebilecek tarihi yapılar arasında Çapanoğlu Camii, Divanlı Köyü Camii, Başçavuş Camii, Çandır Şah Sultan Hatun Türbesi, Çerkez Bey Türbesi, Ali Çelebi Türbesi, Mahmut Çelebi Türbesi, Osmanpaşa Camii ve Türbesi, Çandır Şahruh Türbesi, Çayıralan Kümbeti Camii bulunuyor.

Çapanoğlu Camii
İlk yapımı 1779´da Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Anadolu´nun mimari, tarz ve zerafet bakımından en güzel camilerinden biridir.

Alisar Höyüğü
YYozgat´ın 45 km. güneydoğusunda, Alisar köyü yakınlarındadır. Eski kültürlerin birbirlerine akış ve geçişini simgeler. Mezopotamya uygarlığına ve daha öncesine de sahne olan Alisar, Hitit çağını yaşamış ancak altın çağını Frigler döneminde yaşamıştır.

Behramşah kalesi
Akdağmadeni-Çalışkan köyünde, köyün kuzeyinde bulunan yüksek bir tepe üzerine kurulmuştur. Necmeddin Behram-Şah-ı Candar´a ait olan bu kale, 13.yy eseridir.

Akdağ Madeni Kadı Pınarı :
Suyu, çam ağaçları ve yaylaları ile daima aranan bir yerdir. Tabii kaynakları bakımından çok zengindir. Yazın çevre köylerin yaylalarına göçüşü ve yayladan dönüşü çevreye renk katmaktadır. Orman içinde piknik alanları bulunmaktadır.

Karanlıkdere :
Ortasından Delice Çayı geçen çok güzel bir dinlenme yeridir. Şefaatli İlçesini Yerköy ilçesine bağlayan yol boyunca uzanır. Vadi yatağında bağ ve meyve bahçeleri ile dolu olan bu bölge, aynı zamanda av bölgesidir.

Kaplıcalar:
43 derecelik suyuyla Sarıkaya Kaplıcası, 80 derecelik suyuyla Sorgun Kaplıcası, Yerköy Kaplıcası, Boğazlıyan ve Saraykent kaplıcaları, Yozgat il sınırı içindeki kaplıcalardır.

İklim
Sert bir kara iklimi yöreye hakimdir. Yazları kurak geçer. En uygun zamanı ilkbahar -sonbahar arasındaki dönemdir.

Etkinlikler
Eğrice (Hıdrellez): 6 Mayıs

Van

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Van
0 Comments
Van Doğu’da turizmin başkenti olmaya aday. Urartu uygarlığının başkenti oluşu, gölü, kedisi, çok özel mutfağı, kahvaltı salonları, konuksever halkı ile yerli-yabancı gezginlerin aradığı birçok şey var Van’da.
Türkiye’nin Doğusunun incisi diye boşuna dememişler Van’a. Neredeyse deniz büyüklüğünde olan ve Vanlıların da gölden çok deniz diye tanımladıkları Van Gölü’nün kıyısında binlerce yıllık bir uygarlığın üzerinde gelişmiş bir kent olması, bugünkü Van’ı her yönüyle çekici kılıyor.

İran sınırında ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunması, Van’ı her devirde ekonomik açıdan canlı yapmaya yetmiş. Bugünkü Van, modern bir kent görüntüsünde. Geniş bulvarları, meydanları, iş merkezleri ile Van’a tatil ya da iş amacıyla gelmiş ziyaretçiler aradıkları her şeyi bulabilecekler. Doğu Anadolu’da yeşili pek görememiş, özlemiş olacaksınız. Ama Van’a gelince bu özlem büyük ölçüde giderilebiliyor. Üstelik ulaşım da kolay. İstanbul ve Ankara’dan her gün karşılıklı uçak seferiyle ulaşılabiliyor bu güzel kente.

Görülmeli
Van Kalesi
Urartu Kralı 1. Sarduri tarafından yaptırılan kale, eskiden Urartu medeniyetinin başkenti olan Tusba´nın merkeziydi. Osmanlı döneminde ise bu kale Van Beylerbeyliği´nin merkezi oldu. Kalenin Van Gölü ucundaki Madir Burcu´nda Asur Dili´nde yazılmış 6 adet kitabe bulunmaktadır. Kalenin batı ucunda Argisti mezar girişi yanındaki duvarda uzunca bir yazıt yer almaktadır. Yukarı Kale tarafında Kral Kaya Mezarları, Süleyman Han (Vanik) Camisi, halk arasında ´Bin Merdiven´ diye bilinen Urartu kaya basamakları, Kesik Deve Boynu tarafında ise doğu kral mezarı, hazine kapısı (Analı Kız), kaya mezarı, Abdurrahman Baba Camii ve Türbesi yer alır. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları bulunur. Aşağı şehir diye bilinen bu kısımda 12. yüzyılda Ahlat Selçuklularınca yaptırılan Ulu Cami, Hüsrev Paşa Camii ve Kümbeti, Kaya Çelebi Camii, Kızıl Cami, Çifte Hamam, İkiz Kümbetler ve 18. yüzyıldaki depremde ağır hasara uğrayan Surp Paulos Kilisesi´nin duvar kalıntıları görülebilir.

Urartu sulama kanalları
Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu 2. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700´de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiştir. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma döneminden kalmadır.

Çavuştepe
Çavuştepe Kalesi, Urartu Kralı 2. Sarduri zamanında kurulmuştur. Yukarı Kale ve Aşağı Kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Yukarı Kale´de Haldi Tapınağı, Aşağı Kale´de ise depo binaları, saray, mahzenler ve Urartu Tanrısı İrmusi´nin tapınağı bulunmaktadır. Van´ın 26 kilometre güneydoğusunda yer almaktadır.

Hoşap Kalesi
Urartular döneminde yapılmış, daha sonra Mahmudi beylerinden Sarı Süleyman tarafından 1649´da restore edilmiştir. Kalenin girişindeki damla şeklindeki armanın her iki tarafında zincirlere bağlı aslan kabartması bulunur. Van-Hakkari Karayolu´nun 60. kilometresinde yer almaktadır.

Akdamar
Ahh Tamara!..
Çok çok eski yıllarda Akdamar’da yaşayan keşişler badem ağaçlarıyla dolu adaya kimsenin çıkmasına izin vermezlermiş. Kendi içlerinde kapalı yaşarlarmış. Adanın küçük topluluğu içinde Tamara adında bir kız yaşarmış ki güzelliği söze, dile gelmezmiş. Bir gün çevre köylerden bir delikanlı, ki iyi yüzücülüğüyle tanınır bilinirmiş, merak ettiği adaya yüzüp kıyıya çıkmış. Yorgunluk atarken badem toplayan Tamara’yı görüvermiş. Genç kızla delikanlı gözgöze gelmişler ve ikisinin de içine aşkın ateşi düşüvermiş. İki genç her gece Başkeşişten gizli buluşur olmuşlar. Gece ilerleyip el ayak çekilince Tamara bir fener yakıp işaret veriyormuş sevdiğine, delikanlı ışığa doğru sallıyormuş güçlü kulaçlarını. Böylece sürüp giderken, durumu öğrenen Başkeşişin kızı biraz da kıskançlıktan olacak, babasına arkadaşının sırrını ihbar etmiş. O gece de sıkı bir fırtına çıkmış, gölde dalgaların boyu yükselmiş.Tamara gölü tehlikeli gördüğünden feneri yakmamış. Başkeşiş de fırsatı yakalamış. Bir fener yakıp kıyıya çıkmış. Delikanlı feneri görünce fırtınaya aydırmayıp atlamış suya. Eh gönül bu, ferman dinlemez ki, fırtına dinlesin. Genç fenere doğru kulaç atar keşiş feneri adanın etrafında dolaştırır dururmuş. Bütün gece dolaşıp durmuşlar. Delikanlının gücü, dermanı kalmamış, dalgalarla başedemez olmuş, sular onu dibe çekerken bağırmış: Ah, Tamara!… Tamara çığlığı duyup koşmuş ki, sevdiği yitip gitmiş dalgalar arasında. Başkeşişin oyununu anlamış hemen ve o da kaldırıp atmış kendini sulara. İki sevgilinin cansız bedenleri Van Gölü’nün çırpınan sularında bir birine kavuşmuş.
İşte adaya o günden sonra Ah Tamara denilir olmuş, zamanla Akdamar’a dönüşmüş.
Doğrusu bu hikaye de Van Gölü’ne yakışmış.

Etkinlikler
Van İlinin Kurtuluşu: 2 Nisan

İklim
Van´ın iklimi karasal iklim olmakla birlikte Van Gölü´nün yumuşatıcı etkisi de bulunmaktadır.

Uşak

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Uşak
0 Comments
Eski Uşak evlerinin bulunduğu mahalleler (Aybey, Işık, Karaağaç, Kurtuluş), şehir merkezindeki Ulu Cami, Burma Cami, Aliağa Çeşmesi, Cimcim Çeşmesi, tarihi Hacıgedik Han ve Sarraflar Çarşısı ve Uşak Arkeoloji Müzesi görülebilir.
Blaundrus harabeleri
Uşak ili Sulumenli köyü sınırları içerisinde ve şehre 40 km. uzaklıktadır. Blaundus kentinin simgesi ´çifte at´ tır. Kentin kuruluşu M.Ö 2000 yılına kadar uzanmaktadır. Adı Luwi dilinden gelmekle birlikte daha sonra M.Ö. 1000 yılında Lidya halkı ağzında Blaundus´a dönüşmüştür.

Sebaste
1966 yılında Dr. Nezin Fıratlı tarafından Uşak´ta simdiye kadar yapılan ilk bilimsel kazı alanıdır. Selçikler köyü Uşak ilinin Sivaslı ilçesinin 2 km. kadar güneybatısındadır. Sivaslı ile Selçikler arasında antik ´Sebaste´ şehrinin kalıntıları ile doludur. Burası eski çağlardan Frigya bölgesinin ´ PhyrgiePagatiana´ denilen batı tarafı ile Lydia´nin doğu tarafı içerisinde kalır. Şehir Roma İmparatoru Augustus tarafından Apollo kehanet ocağının tavsiyesine uyularak M.Ö. 20 yılında imparatora sadık anlamına gelen ´Sebaste´ adıyla kurulmuştur.

Çandiras Köprüsü
Banaz Çayı üzerindedir. Lidyalılar tarafından Kral yolu üzerinde yapılmıştır. Kemer üzerinde uzunluğu 24 m., derinliği 17 m., eni 1.75 m.dir.Taşlar kalemle işlenmiş kemerin taşları zıvanalı olarak birbirine kenetlendirilmiştir.

Karun Hazineleri
Uşak´ın 25 km. batısındaki Güre yakınında Gediz Irmağı´nın kıyısındaki tümülüslerde 1960´larda yapılan kaçak kazılarda çok sayıda değerli mezar hediyesi bulunmuş ve yurt dışına kaçırılmıştır. Başında Karun Hazinesi ya da Lidya Definesi olarak tanınan özellikle İkiztepe ve Toptepe tümülüslerinde bulunanlar M.Ö. 6. yüzyıla ait eşsiz bir hazinedir. ABD´de Metropolitan Müzesinde toplanan bu eşsiz kolleksiyon Türkiye´nin açtığı dava ile geri alınmıştır. Bugün halen Uşak Arkeoloji Müzesi´nde sergilenmektedir.

Ulu camii
Yapılış tarihinin açıkça belirtildiği bir kaynak yoktur. Tahmini 1419 yılında inşa edilmiştir. Ulu Camii binasının yapı tarzı Germiyanoğlu Beyliği´nin mimari özelliklerini taşımaktadır. Cami biri büyük 7 kubbeye sahiptir. Büyük kubbe mimarların fil ayağı dedikleri dört muhkem kaideye oturmaktadir. Minaresi cami bedenine dıştan yapılıp ek yapı halindedir. İnşaatı tek oyma bedenli, kuzeydeki kap tek kemerlidir. Camiinin içi anfir tarzında nakışlıdır.

Mesire Yerleri

Akse Çamlığı
Uşak kent merkezinden 3 km uzaklıkta kentin kuzey doğusundadır.Çamlıkta günübirlik tesis,piknik üniteleri ,çeşme ve idari binası bulunmaktadır.

Ilıcak Subaşı Parkı
Uşak İzmir çıkışında bulunan park 10.000 m2 alan üzerine kurulmuştur.Park bünyesinde piknik ve dinlenme alanları,oyun alanları,futbol sahası,tenis kortları,yüzme havuzu ve spor tesisleri bulunmaktadır.

İklim
Daha çok karasal iklim özelliklerine yakın iklimiyle Uşak´ı ziyaret için en uygun zaman yaz ayları.

Etkinlikler
Uşak Zafer ve Kurtuluş Haftası: 26 Ağustos-2 Eylül

Sürmene

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
Sürmene’nin tarihini Doğu Karadeniz Bölgesinin genel tarihi içinde ve onunla bir bütün olarak ele almalıyız. Karadeniz kıyısı boyunca sahile paralel olarak uzanan dağlar doğuya doğru gidildikçe sahile daha dik olarak iner. Sahilde yerleşimi mümkün kılacak düz alanlar yok denecek kadar az, bol yağmur nedeniyle dağlar orman ve sık bitki örtüsü ile kaplıdır. Vadilerde oluşan dereler sahilden iç kesime ulaşım için doğal bir geçiş yolları oluşturmaktadır.

Bölge kültürünün, batı dünyası ile ilk tanışmasına dair efsaneler,genç bronz çağı dönemine atfedilen ve mitolojik Yunan kahramanlarının yolculuklarını anlatan öykülerdir.Eski Yunan mitolojisinde önemli bir yer tutan bu öykülerde Doğu Karadeniz sahilleri ‘KOLCHİS’,burada yaşayan insanlarda ‘KOLCHİ’ adıyla anılır.Eski Yunan denizcilerinin bu yolculukları zamanla ticari faaliyetlere dönüşerek bölge sahillerinde Pazar yerlerinin kurulmasına yol açtı.

MÖ.500 yıllarında bu Pazar yerleri kolonici tüccarlara ait iskelelere dönüşmesi ile Xenophon tarafından yazılan Anabasis adlı eserde Doğu Karadeniz bölgesinde TRAPEZOS isimli ilk yunan kolonisinden bahsedilmektedir.

Daha sonraki çağlara ait tarihsel kayıtlarda Tzani adıyla anılan Doğu Karadeniz dağlı yerlileri ile karşılaşan Yunanlılar bunlarla dost olarak sahillere ulaşmayı başarmalarına rağmen daha sahilde yaşayan Kolşi’lerle pek dost olamamışlardır. MÖ. 335 yılında kendi parasını basan yunan kolonisi Trapezos uzunca bir süre serbest bir ticaret bölgesi olarak bölgenin yerli halkıyla batı dünyası arasındaki köprü olmuştur.

MÖ. 114 yılında Anadolu’da Romalılarla egemenlik mücadelesine giren İran menşeli Mithridat VI Trapezos ve çevresini hakimiyeti altına alır.Fakat bir sonraki yüzyılda egemenlik tekrar Romalılara geçer. Fakat bu egemenlik değişmelerinden bölgenin yerli halkı etkilenmediği sonraki asırlardaki kayıtlardan anlaşılmaktadır.

MS.I yüzyıla ait bir haritadan geliştirildiği düşünülen Tabula Peutingeriana isimli bir Roma yol kılavuzu,muhtemelen günümüzdeki ile ilişkili gibi görünen yerleşime dair en eski bilgiyi içermektedir. Bu belgede geçen HYSSİLİME adının bugünkü Sürmene olduğu söylenebilir. Bu belgeye göre Trapezunte’den sonra Hyssilime daha sonra da Opiunte gelmektedir ve Hyssilime; sahilde Trapezunte ile Opiunte arasında bir Roma askeri istasyonu olarak görülmektedir.

MS.550 yıllarının başında gemiyle Traapezus’dan doğuya seyahat eden Prokopius, ‘Trapezunt bölgesinden SUSURMENA köyüne ve Rize denilen yere varılır…..’bilgisini seyahatnamesine ekler.Prokopius, TZANİKA memleketi olarak adlandırdığı bölgenin yüksek kesimlerine yaptığı gezilerde seyahat namesinde anlatmıştır. Trabzon çevresinin dağlık kesimine ve yerli halkına dair oldukça sağlam bilgiler içeren bu notlara göre asırlar önce Xenophon’nun izlediği güzergahi kullanarak Bayburt tarafından bugünkü Soğanlı dağlarını aşan Prokopius Sürmene ve Of yaylalarının bulunduğu yerleri gecerek Trapezus’a ulaşmıştır.Bu yolculuğu sırasında bugünkü Sürmene, Of yaylaları ile ilgili gözlemleri ve orada karşılaştığı dağlı yerlilerin yaşam biçimleri ile ilgili aktardığı bilgiler bölgenin bugünkü kültürel dokusunun kökleri ile ilgili önemli ipuçları vermektedir. Bu tarihlerden sonra Doğu Karadeniz bölgesi genellikle Bizanslıların hakimiyeti altında olmasına rağmen zaman zaman İranlılar, Avarlar arasında hakimiyetler değişmiştir. İslamiyet’in ortaya çıkması ile güçlenen Araplarla Bizanslılar arasında savaşlar devam etmiş ve 715 yılında Müslüman Arapların Anadolu’ya yaptıkları seferde Trbzon’uda kısa bir süre hakimiyetleri altına almışlardır. Araplarla Bizanslıların mücadelesi X. Yüzyıl sonuna kadar devam etmektedir. Bu tarihten sonra Anadolu’ya Türk akınları başlamıştır. Malazgirt savaşı ile Anadolu’ya giren Türkler Anadolu’da bazı bölgelerde hakimiyet alanları oluşturmaya başladı. Malazgirt savaşı ile Bizans içinde başlayan karışıklıklar sonucu Gürcistan kraliçesi Thamar’ın yardımıyla Trabzon’da Trabzon Rum İmparatorluğu Kommenos hanedanı tarafından kurulur (1204 1222).Bu tarihten sonra Trabzon yöresi ve Karadeniz bölgesi bir çok Türk boylarının akınına uğramış bazen hakimiyet sağlanmış bazen savaşlar kaybedilmiştir.

Trabzon’un Türkler tarafından kesin alınışı 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilir.

Sürmene kelimesine ‘Sürmene’ olarak ulaşılabilen en eski kaynak 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethinden sonra idari bölümde bir nahiye ismi olarak gösterilmiştir. Humurgan ismi ise 1583 yılında Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir defterinde Zaruha (Soğuksu,Orta, Çamlıca,Çarşı mahalleleri) köyünün bir mahallesi olarak gösterilmektedir.1832-1834 yıllarında yaşanan Tuzcuoğlu isyanlarından sonra yanarak tahrip edilen Sürmene çarşısı (Halanik şimdiki Zeytinli mahallesi) dağıtılarak Manahos deresi vadisindeki köyler için bu vadinin ağzındaki Humurgan köyünde haftanın bir günü pazar kurulmaya başlandı.

Tuzcuoğlu isyanından sonra 1854 yılında yayınlanan vilayet nizamnamesine göre;Sürmene bir nahiye ve bu nahiyeye bağlı 69 köy olarak yeniden teşkilatlandırılmış 1870-1871 tarihine kadar nahiye olarak Of kazasına bağlı olan Sürmene 1871-1872 ‘den itibaren merkez kaza olan Trabzon’a bağlanmış 1873 yılında ise kaza olmuştur. 1876 yılında belediye açılarak faaliyete geçmiştir.1903-04-05 tarihlerinde yayınlanan Trabzon salnamelerinde bütün kazada 26.930 ev,29 han,390 dükkan 340 mağaza, 163 değirmen ve büyük küçük 318 fırının bulunduğu yazılmaktadır.

Hükümet konağı Trabzon salnamelerine göre Araklı konak önünde bulunuyordu ve yaz mevsiminde Sürmene’ye (Gölansa’ya;şimdiki devlet hastanesi civarına) taşınırdı.Bu taşınma işlemi kaymakamlık, nüfus,ve tapu daireleri için söz konusu idi. Daha sonra kurulan Askerlik şubesi, telgrafhane, ve belediye çarş’i kebirde kurulduğu için bunların taşıması söz konusu değildi.Bu durum 1914 yılına kadar devam etti.1915 yılında I.dünya savaşı nedeniyle ilan edilen seferberlik esnasında resmi dairelerin dağınıklığı sorun yarattığı için bugünkü hükümet konağının bulunduğu arsada kırmızı tuğlalarla tek katlı bir bina yapılarak buraya taşınmıştır. Bu bina 1916’daki Rus işgalinden önce evrakları Ordu’ya nakledilerek askeriye için fasulye deposu yapılmış daha sonrada yakılarak Rusların binayı kullanması engellenmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında yine aynı yerde Arap kaymakam diye tanınan kaymakam Saadettin Goloğlu tarafından hükümet binası inşa edilmiştir.

Sürmene ilçesi; 40 derece 55 dakika enlem, 40 derece 05 dakika boylam koordinatlarında ,Trabzon ilinin 36 km. doğusunda Trabzon_Rize karayolu üzerinde ve doğusunda Of, batısında Araklı, ilçeleri,kuzeyinde Karadeniz ve güneyinde Köprübaşı ilçesi ve Gümüşhane ili ile komşudur.ilçenin yüzölçümü 473 kilometrekare iken Köprübaşı beldesinin ilçe olarak Sürmene’den ayrılması üzerine yüzölçümü yaklaşık olarak 312 kilometrekare kalmıştır.

İlçe nüfusu 2000 yılında yapılan sayımda 37.044 olarak tesbit edilmiş olup belediye dahilinde yaşayan nüfus ise 17.029 olarak belirtilmiştir. Bu nüfus sayıları yaz ve kış aylarında oldukca fazla miktarda değişkenlik göstermekte olup yazın bu nüfusun 60-70.000 civarına çıktığı tahmin edilmektedir.

İlçemiz gerek konumu gerekse sosyal yapısının diğer ilçelerden farklı olması dolayısı ile bir cazibe merkezi durumundadır. Belediyemizin yapmış olduğu alt yapı çalışmaları %95 bitmiş durumdadır ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen üst yapı çalışmaları (cadde, tretuar düzenlemeleri, sanat yapılar) çevre belediyeler ve gezmeye gelen misafirlerimizden büyük takdir almaktadır.

Akçaabat

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
Şehrin kuruluşuyla ilgili araştırmalar ilk yerlilerin Ege kıyılarından gelerek buralara yerleştiğini öne süren batılı araştırmacılar ile buraların Asya kökenli ya da Türk olduğunu ortaya koyan araştırmacılar arasında yoğunlaşır.

Çınar ağaçlarının çokluğundan ötürü Pulathane adıyla anılan şehrin; sonraları ticaretin gelişmesi ve paranın bolluğundan dolayı Akçaabat adını aldığını belirten araştırmacıların yanı sıra beyaz evlerinden dolayı şehrin Akçaabat adını aldığını iddia eden araştırmacılar ile eski Türkçe’den kaynaklanan batıdaki şehir anlamına geldiğini söyleyen araştırmacılar da vardır.

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında fethedilen, Akçaabat’ta Roma, Bizans, Kommenos ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapıt ve izlere rastlamak mümkündür. Akçaabat ‘ın; Osmanlı dönemine ait kaynaklarda şehir merkezi “Pulathane”, ilçe geneli ise “Akçeabâd” olarak geçmektedir.

Şehrin tarihinde 1810 yılı Ramazan ayı ayrı bir yer tutar. Bu tarihte Rus donanması Sargana mevkiine çıkarma yapmak istemiş. Akçaabat halkı 48’i kadın olmak üzere 969 şehit vererek yurdu savunmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında 20 Nisan 1916 yılında Çarlık Rusya’sı Akçaabat’ı işgal etmiş ancak bu işgal de uzun sürmemiş ve 17 Şubat 1918 ‘de Akçaabat düşman işgalinden kurtulmuştur.

Kronolojik sıralama ile Akçaabat için önemli olayları şu şekilde sıralamak mümkündür;

• M:Ö: 700 Akçaabat, Milentos ticaret kolonilerinin bir uzantısıdır.

• M:Ö: 312 Akçaabat Pontus Krallığı’nın eline geçer.

• 1214 Akçaabat Trabzon Rum İmparatorluğunun eline geçer.

• 1461 Akçaabat Trabzon ile birlikte Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı Devleti’nin topraklarına katıldı.

• 1810 Akçaabat tarihi açısından Osmanlı döneminin en önemli olayı Sargana Destanıdır.

• 1880 Akçaabat Belediyesi kuruldu

• 1884 Akçaabat, Teşkilat Nizamnamesi gereği ilçe kimliğini kazandı.

• 20 Nisan 1916 1. Dünya Savaşı sırasında Çarlık Rusya’sı Akçaabat’ı işgal etmiştir.

• 17 Şubat 1918 Düşman işgalinden kurtulan Akçaabat, Cumhuriyet Döneminde kültür, sanat, eğitim, ticaret gibi alanlarda hızla gelişen bir ilçe durumuna gelmiştir.

Vakfıkebir

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
Vakfıkebir, Trabzon’un 40 km . batısında olup, ilçe toprakları Doğuda Çarşıbaşı, Batıda Beşikdüzü, Güneyde Tonya ilçeleri ve Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. İlçe merkezi; Doğuda Işıklı (Yeros), Batıda Zeytin (Yobol) burunları arasında meydana gelmiş genişçe bir merkezin en uç noktasında kuruludur.
Bu nedenle ilçe adı, Coğrafi kitaplarında “Büyükliman” olarak da gösterilir. Işıklı fenerinden itibaren kıyı, Güney Batıya ve daha sonra Kuzey Batıya yönelerek “ Büyükliman” adıyla anılan geniş koyu meydana geldikten sonra Zeytinburnu’na ulaşır. Büyükliman koyu, karayele kısmen kapalı olup, denizciler için iyi sayılan bir demir atma yeridir.

Vakfıkebir, Karadeniz Bölgesi Doğu bölümünün iklim şartlarının etkisi altında olup burada iklim, ılıman iklimin denizsel karakterini taşır. Yazlar orta sıcaklıkta, kışlar ılık ve her mevsim yağışlı geçer. Yağmurun en yoğun olduğu mevsim sonbahar, ilkvahar ve kıştır. Biten bakımından deniz iklimi özelliğini taşıyan kıyı kesimine kimi yıllar kar düşmediği olur.

Vakfıkebir tarihi bir ilçe olup, yörede yerleşim Fatih’in Trabzon’u Fethinden önceye dayanır. Bu konuda İlçeye bağlı Çamlık Mahallesi’ndei tarihi kilise kalıt olarak gösterilebilir. İlçe bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim Trabzon’da bulunduğu bir tarih de annesi Gülbahar Hatun’un onu görmek için İstanbul’dan deniz yoluyla seyahat ederken yakalandığı amansız fırtınada karaya ayak basacağı toprakları Allah’a vakfedeceği adağından kaynaklanır.

Vakfıkebir sahilinde fırtınayı atlatan ve bilhare Trabzon’a salimen ulaşan Gülbahar Hatun Trabzon’da kurmuş olduğu Hatuniye Vakfı’na Vakfıkebir topraklarının gelirlerini de dahil ettiğinden dolayı o zamanki adıyla Büyükliman olarak anılan kasaba bu tarihten sonra Vakfıkebir olarak (Büyük Vakıf ) olarak anılmaya başlanmış. Doğal liman olması nedeniyle ve tarih de ulaşımın çoğunlukla denizyoluyla yapıldığı dikkate alındığında büyüklimanın önemi kendiliğinden ortaya çıkmakta ve buranın çok eski bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Osmanlı döneminde bir ulaşım noktası olmasına karşı yeterli gelişme ve kalkınmayı göstermeyen Vakfıkebir “Maa Tonya Vakf-ı Kebir Nahiyesi” olarak salnamelerde yer almakta bu ifadeden de Vakfıkebirin Tonya’nın kendisine bağlı olan bir Nahiye olduğunu anlamaktayız. Vakfıkebir Osmanlı Teşkilat Nizamesi ile 1874 yılında kaza olmuştur. Bu tarihte Akçaabat, Maçka, Yomra Nahiye olarak Trabzon’a bağlıdır. Vakfıkebir’in ilk Kaymakamı Memiş Efendi’dir. 1874 yılında kaza olmasına rağmen Belediye Teşkilatı 1877 yılında kurulmuştur. Kazanın ilk Belediye Başkanı Bahadırzade Yusuf Ağa’dır. 1888 yılında Rüştiye Mektebi’nin açıldığı Vakfıkebir’de 1892 yılında Ziraat Bankası kurulmuştur. Rüştiye Mektebi’nin ilk muallimi evveli (Müdürü) Mehmet İhsan Efendi’dir.

20 Temmuz 1916’da Rus işgaline uğradı. Ancak bu işgal uzun sürmedi ve 14 Şubat 1918 tarihinde düşman işgalinden kurtarıldı.

Cumhuriyetin kuruluş dönemi öncesi çalışmalarına yürekten katılmış olan ilçe halkı aldıkları bir kararla Kellecioğlu Abdullah ATAMAN Beyi Erzurum Kongresi’ne Büyükliman Delegesi olarak göndermişlerdir. Abdullah Hasip Bey , Erzurum Kongresi’nin yazmanlığını yaparak imza altına alan iki kişiden biridir.

Kurulduğunda Trabzon’a bağlı ilçeler içinde en geniş alana yayılı olan Vakfıkebir İlçesinden 1954 yılında Tonya Bucağı daha sonra 80 ve 90’lı yıllarda sırası ile Beşikdüzü, Şalpazarı ve Çarşıbaşı Bucakları Vakfıkebir’den ayrılarak bağımsız ilçe olmuşlardır.

İlçenin başlıca gelir kaynağı fındık ve hayvancılık olup, Vakfıkebir’de işleyen iki fabrikanın bulunuşu ekonomi açısından büyük önem taşımaktadır. İlçe, “Vakfıkebir Tereyağı” ve “Taş Fırın Ekmeği” ile ünlenmiş bulunuyor.

Maçka

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
Çok eski bir yerleşim yeri olan ilçemiz, tarihi süreç içersinde Pers, Bizans, Osmanlı ve Türk uygarlıklarının beşiği olmuştur. Maçka İlçesi,Rum Pontus Krallığının elindeyken,1461 yılında,dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmet Han’ın Trabzon’u fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır.
Maçka ilçesi 1913 yılında kurulmuştur. Maçka İsmi; rivayete göre İranlılarla Bizanslılar arasında vuku bulan çarpışmalarda Maçka’nın yerli Rum halkı “Maçuka” denen sopa ile dövüştüklerinden, onların yerleşim birimine Maçuka anlamına “Maçka” denilmiştir. İsim de buradan gelmektedir.

I. Dünya savaşında Rusların Maçka’yı işgali üzerine yöre halkı buradan göç etmiş ve 15 Şubat 1918 tarihinde Rusların çekilmesi ile birlikte ilçemiz düşman işgalinden kurtulmuştur.

İlçemizin doğusu Yomra ilçesi ve Gümüşhane ili, batısı Akçaabat ve Tonya ilçeleri, kuzeyi Trabzon ili, güneyi ise Gümüşhane ili ile çevrilidir. Rakımı 340, yüzölçümü 1000 km2’dir. İlçemizin coğrafi yapısı, tamamen dağlık ve engebelidir. Ovası yoktur. Zigana, Kulin, Kuştul dağları belli başlı dağlarımızdır.

Zigana geçidi İran transit yolu üzerinde olup Türkiye’nin önemli geçitlerinden biridir. Bundan başka Galyan deresini Bayburt iline bağlayan Gümüşki, Maçka ile Akçaabat ilçelerini birbirine bağlayan Haçka ve Maçka yaylalarının,Torul bağlantısını sağlayan Meryemana geçitleri bulunmaktadır.Hamsiköy, Meryemana, Mulaga ve Galyan dereleri, ilçemiz Esiroğlu mevkiinde buluşarak Maçka deresi adı altında Karadeniz’e dökülmektedir.

Sosyal Durum
Halkın gelir durumu dışarıya göç edenler için iyi ilçe merkezi ve köylerde yaşayanların vasat ve vasatın altındadır. 2242 adet esnaf faaliyet göstermektedir, Nüfusun geri kalanı, kamu sektöründe çalışan, memur, işçi ve çiftçilerden müteşekkildir.

İlçemizin 57 köyü, 19 mahallesi, 96 Mezra ve 137 Yaylası vardır. Dağınık bir yerleşim söz konusudur. Esiroğlu belediyesine bağlı 9, Maçka belediyesine bağlı 4, Şahinkaya belediyesine bağlı 6 mahalle vardır. Bucak teşkilatı yoktur.

Köyler :
İlçemize bağlı 57 köy vardır.Elektriği ve içme suyu bulunmayan köy yoktur. İlçemizde tüm köylerin yolu vardır. Bunlardan Hamsiköy’e çıkan 25 km’lik yol ile Meryemana’ ya çıkan 16 km’lik asfalt yol karayollarının ağında, diğerleri ise Köy Hizmetlerinin ağındadır. Kış aylarında Şimşirli, Yaylabaşı, Üçgedik Çamlıdüz ve Yerlice köylerine çıkan grup yolu olumsuz hava şartları nedeniyle zaman zaman ulaşıma kapanmaktadır. İlçemizdeki yol ağı 1566 olup , 1178 km. stablize , 26 km. beton ve 19 km. asfalt yol 257 km. tesviye yol, 86 km. ham yol mevcuttur. 22 Köyümüzde 68 km. malzemeli bakım, 3 köyümüzde 11 km. stablize bakım, 4 köyümüzde 15 km onarım, 4 köyümüzde 7 km, tesviye ve köylerimizde 900 km. grayderli bakım yapılmıştır.

Tarım
İlçenin arazi yapısı dağlık ve engebelidir. Büyük bir bölümü ormanlarla kaplıdır. Tarım arazisi çok azdır. Hiç boş tarım arazisi bırakılmamasına rağmen, fındık hariç pazar için tarım üretimi yoktur. Mısır ve Silajlık Mısır, Kara Lahana, Fasulye, Patates, Sebze ve ayrıca hayvan pancarı,mısır siyl yetiştirilmesine rağmen ancak halk kendi ihtiyacını karşılayabilmektedir. Fındık dışında tarım ürünleri az miktarda pazarlanmaktadır.Hayvansal ürünlerden Tereyağı, süt, peynir ve az miktarda damızlık ve besi hayvanı ticareti yapılmaktadır.
Ayrıca pazara yönelik fındık tarımı gelişmiştir. Ormancılık sektörü geçim kaynaklarından birisidir. Son beş yılda devlet destekli 14 adet sera yapılmış olup,çalışmalar devam etmektedir. Tarım İlçe Müdürlüğünde 1 Müdür (Veteriner Hekim), 3 Ziraat Mühendisi, ve 1 işçi olmak üzere toplam 5 kişi görev yapmaktadır.
İlçemizin yüzölçümü 100.000 hektardır.

Hayvancılık
İlçemizin en önemli geçim kaynaklarından birisi de hayvancılıktır. İlkel yöntemlerle yapılan hayvancılık modernleşmeye başlamış, üretimdeki artış miktarıyla,modernleşmenin neticeleri ,görülmeye başlanmıştır. Süt sığırcılığı konusunda ilçemizde başlangıçta yerli ırk hakim olup, yapılan ıslah sonucu bu durum değiştirilmiştir. İlçemizde yaklaşık 2200 adet saf kültür ırkı (jersey,holştayn), 10.100 jersey melezi, 750 yerli olmak üzere toplam 13.050 adet büyükbaş mevcut olup bunlardan 7500 adedi sağımlık süt sığırı,geri kalanı 5550 adedi buzağı,dana,düve v.b.’den meydana gelmektedir. 900 adet keçi 11.300 adet koyun, 18.000 kümes hayvanı vardır. Yaklaşık 41 köyde arıcılık yapılmaktadır. 6900 fenni arı kovanı bulunmaktadır. Bal üretimi kalitelidir.

Arıcılarımız gezginci arıcılık yapmaktadır. İlçemizde Özel Veteriner tarafından bir ekiple suni tohumlama çalışması yapılmaktadır.

Balıkçılık
İlçemizde 29 adet özel, 1 adet resmi kuruluşlara ait olmak üzere toplam 30 adet alabalık çiftliği vardır. Bunlardan 7 adeti üretim yapmamaktadır.Bu çiftliklerde 2 ile 150 arasında değişen çeşitli büyüklükte havuzlar vardır.263 civarında havuzda balık üretimi yapılmaktadır. Ortalama bir balığın ağırlığı 180 ile 250 gr arasında değişmektedir. Alabalık üretim miktarı yaklaşık 300 ton olup,kapasite 400 ton üzerindedir.

Turizm
Maçka ilçesi doğal güzellikler ve tarihi-kültürel eserler yönüyle oldukça zengin bir ilçemizdir.Bu nedenle bölgemizde önemli turizm merkezlerinden biri durumundadır.Sumela Manastırı ,Altındere Milli Parkı,Altındere Milli Parkı içinde yer alan Meryemana vadisi,Vazelon ve Kuştul Manastırları,50’nin üzerindeki korunması gereken kültür ve tabiat varlıkları ile 137 yaylası,bol oksijeni,tertemiz suyu,leziz alabalıkları ve meşhur sütlacıyla ilçemiz, adeta bir turizm cenneti konumundadır.

Meryemana Manastırının Restorasyon çalışmalarının tamamlanması ve Meryemana manastırından sonra ilçemizin en önemli kültür varlıklarından biri olan Kiremitli köyü yakınlarında bulunan Vazelon ile Şimşirli Köyünde bulunan Kuştul manastırlarının içinde bulunduğu bakımsızlık ve ilgisizlikten kurtarılarak,restore edilmesi,ilçemize Turizm danışma bürosu açılması,yetişmiş turist rehberi ihtiyacının giderilmesi ve ulaşımının standart hale getirilmesi yöremiz turizmine önemli katkı sağlayacaktır.

İlçemiz 6 adet tesiste 610 yatak kapasitesiyle gelen yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir.

Beşikdüzü

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
BEŞİKDÜZÜ, 1834 yılında Padişah II.Mahmut’un fermanı ile kuruldu. Şalpazarı İlçesi dahil olmak üzere 80 yıl müstakil tam teşkilatlı ilçe gibi idari teşkilatta yerinin aldı.

Dilden dile nakil edilen rivayetlere göre çevre halkı 13 ve 14. yy’larda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen Türkmen boylarını torunlarıdır. Bugünkü köy adları rivayetlerin doğrular niteliktedir (Oğuz, Türkeli, Şahmelik, Kalegüney, Anbarlık, Seyitahmetli gibi)Beşikdüzü’nün 1834′de resmen kuruluşundan kısa bir süre sonra tayin edilen Nahiye Müdürü 30 kadar zaptiyesi ile işe başlamıştır. Bu Nahiye müdürü ayrıca o zaman nahiye olan Vakfıkebir ve Tonya’ya da baktığından her birinde 4’er ay kalarak başlangıçta mülki idare ile bu şekilde yürütülmüştür o zamana kadar süre gelen ahir idaresi resmi yönetime düşmüştür.

BEŞİKDÜZÜ bir süre Görele ilçesine Şarlı adı ile bağlı kalmıştır. Buradan ayrıldıktan sonra doğruca Trabzon vilayet merkezine tıpkı ilçe merkeziymış gibi bağlanmıştır. Vilayet meclisinde buluann son Beşikdüzü mümessili Zemberek köyünden ispir oğulları’ndan Kadı Mehmet Efendi’dir.

Beşikdüzü, I. Dünya Savaşı öncesinde mümessillin de hazır bulunduğu vilayet meclisinde ekseriyetle alınan bir kararla Vakfıkebir’e bağlanmıştır.

Öncesinde Vakfıkebir ilçesine bağlı bucak olan kent, 19 Haziran 1987 tarihli ve 3392 tarihli yasa ile ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Köylerinde ise 6 tane ilk Öğretim Okulu açıktır; diğer köylerdeki öğrenciler, taşımalı eğitim kapsamı dahilinde eğitim öğretimini sürdürmektedir.

Of

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Trabzon
0 Comments
İlçe; toplam alanı 330 km², ortalama rakımı 10 metre olan, tabiatın bütün özelliklerini sergileyen, deniz ve karanın bütünleştiği eşsiz doğal güzelliklere sahip bir alan üzerinde kurulmuş şirin bir ilçedir.

İsminin kaynağı nedir?
Of isminin nereden geldiğine dair Yunan ve Türk resmi siyasi tezlerini yansıtan üç asılsız iddia vardır.

Birinci iddia: Yunanca Ofis (yılan) kelimesinden türediğidir. Bölgenin parçalı bir arazi yapısına sahip olması nedeniyle solaklı nehrinin tıpkı bir yılan kıvrımı gibi şekil almasından dolayı bu ismin verildiği söylenmektedir.

İkinci iddia: Eski çağlarda yörenin Turani(?) kökenli ve silah yapımında oldukça usta olan boylarla meskun olması dolayısıyla, isminin de Güney Sibirya Türklerinde silah anlamına gelen “Op” kelimesinin halk arasında “Of” şeklini aldığı rivayet edilmektedir.
Üçüncü iddia: Kuman menşeli “Ofşin” ya da “Afşin” ( anlamı, hiddetli bir tavırla vatanını korumak ) kelimesinin giderek halk arasında Of şekliyle anılmasıyla türemiştir.
Ancak bu ve benzeri yakıştırmalar gerçekçi ve bilimsel değildir, zira bir nehrin yılan gibi kıvrıldığını, Of kasabasının bulunduğu yerden, yani onun denize döküldüğü yerden görebilmek mümkün değildir. İkinci ve üçüncü iddiada adı geçen topluluklar da yöre tarinde hiçbir zaman etkin olmamışlardır.

Bu konudaki uydurma tezlerin kaynağı; 1125 – 1210 yılları arasında Gürcüstan’dan gelerek Of’a ve Trabzon’un doğu tarafında yoğun oranda yerleştiği iddia edilen Hrıstıyan Kuman Türkleri(?) tezidir.Tarihin hiçbir döneminde “Kuman Türkleri” diye bir tabir kullanılmamış olsa da bu yöndeki iddialar Mehmet Bilgin’nin “Doğu Karadeniz, İnsan ve Kültür” adlı kitabı ile Haşim Albayrak’ın “Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus” adlı kitaplarında öne sürülmüştür, ancak bu kitaplarda hiçbir bilimsel, tarihsel yazılı belge ve referans ortaya konulamamıştır.

“Gerçekte Antik çağ yazılı kaynaklarında Of “OPIUNTE” adıyla geçmektedir ve eski Lazca “OPUTHE”=(Yerleşim yeri; köy) anlamını ifade eder. Trabzon Of ve hinterlandında Lazlarin arkaik öncülleri olan Kolkh ve Tzan kabilelerini yaşadığı tarihsel tanıklıklarla sabittir.

Bir rivayet ise soyledir. Ruslarin rahat rahat ilerledigi bi ortamda of’ da takilmalari ve buyuk kayiplar vermeleri zamanin komutanina of cektirmis ve o tarihden itibaren of olarak anilmaya baslanmistir.

Tarihçe
Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ve özellikle bölgenin en önemli şehri olan Trabzon’un tarihi ele alındığında, batılı tarihçilerin büyük bir çoğunluğu bölge tarihinin Yunan kolonileriyle başladığını vurgulamaktadırlar. Halbuki bölgeye Yunan kolonileri gelmeden önce birçok tarihçinin de belirttiği gibi bölgede yerli kavimler bulunmakta idi. Bu insanlar muhtemelen en eski çağlardan beri bu toprakların yerlileri olarak Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşamaktaydılar. Bölge muhtelif zamanlarda Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve kısa süreli koloniler kurulmuştur. Bu koloni idareleri, yerli halkı kapsamıyordu. Bu koloni devletlerinin en güçlü oldukları zamanlarda bile hükümranlıkları ancak bulundukları surlar içinde sınırlı kalmıştır. Sur dışında yaşayan yerli kabileler bağımsız topluluklar olarak yaşamışlardır.

Bölge, Roma İmparatorluğunun parçalanmasıyla Doğu Roma olarak bilinen Bizans’ın payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbul’u işgal etmesine kadar devam eder. Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar (Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi), yine Bizans İmparatorluğunun uzantısı olan, Bizans hanedanı Komnenosların kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti’nin egemenliğinde kalır. 4. yy. başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmesiyle, bu din halk arasında hızla ve serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadeniz’de yaşayan kavimler de Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Hiristiyanlaşan bu kavimler tedrici bir şekilde Doğu Kilisesi’nin resmi dili olan Yunanca’yı öğrenmek zorunda kaldılar. Özellikle 10. yy. dan sonra Papazların telkinleriyle bu dili konuşmak daha da yaygınlaştı. Zira Papazlar “İncil’in dili dışında bir dilde konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak hesaplanacaktır” şeklinde telkinlerde bulunmakta idi. Bu durum, yerel halkın kendi dilleriyle karışık bir Yunanca ya da halk arasında bilinen adıyla Rumca konuşulmasına neden olmuştur. İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden silinmesine, kısaca yerli unsurların asimile olmasına neden olmuştur.

12. asırda Çepni Türkmenleri Doğu Anadolu üzerinden göç ederek Doğu Karadeniz’e yerleşmiştir. Trabzon’un batı bölgelerine yöresine yerleşen Çepniler alevi inancına mensuptular ancak hiçbir zaman Trabzon’un doğusuna ve Of yöresine yerleşmediler. Öz Türkçe isimler kullandıkları Trabzon Rum devletine ait belgelerden ve Osmanlı arşivlerinden anlaşılmaktadır.

İklim
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin iklim tipi özelliklerine sahiptir. Yağışların her mevsimde bol olması ve sürekliliği, yöre iklimini etkiler. Yağışın en fazla olduğu dönem Sonbahar mevsimidir.

Denizin düzenleyici etkisi termostat görevi gördüğünden, hem günlük, hem yıllık sıcaklık farklılıklarının fazla olması önlenir. Yaz aylarında fazla sıcak olmadığı gibi, kış aylarında da dondurucu soğuklar görülmez. Her mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçer.

Ardındaki dağların birden yükselmesi dolayısıyla yamaç yağışları gerçekleşir.

Rüzgarların esiş yönleri ve şiddet dereceleri mevsim özelliklerine bağlı değişiklikler gösterir. Genel olarak Lodos, Poyraz ve Kıble rüzgarları görülür.